22 Kasım 2016 Salı

Haglund Deformitesi

Haglund deformitesi, topuğun arkasında Aşil tendonu ve çevre yumuşak dokuları rahatsız eden bir kemik büyümesidir.
Haglund deformitesi genetik olarak ayak şekline bağlı ortaya çıkabilir veya kas gerginliği ya da ayakkabılarla olan sürtünme sonucu oluşabilir.
Haglund deformitesi nedir?
Topuğun arkasındaki sürtünmeye bağlı olarak kemik kendini koruma amaçlı yeni tabakalar / kemik çıkıntılar oluşturur.
Aşil tendonu baldırın arkasından inerek topuk kemiği olan kalkaneusa tutunur. Tendon ile topuk kemiği arasında sürtünmeyi azaltmak için bursa adı verilen sıvı dolu bir kese mevcuttur. Haglund deformitesinde oluşan kemik çıkıntı bursa üzerine aşırı basınç uygulayarak inflame olmasına yol açar. Buna bursit denir ve ağrıya neden olur.

20 Kasım 2016 Pazar

Küboid Sendromu

Küboid sendromu, ayağın dış yan kısım ağrılarının sık görülen bir nedenidir. Tedavisi basit olmakla beraber tanısı gecikebildiğinden, uzun süren şikayetlere neden olabilir. Bale dansçıları ve koşucular gibi atletlerde daha sık görülen bir sorundur.
Bu durum ayaktaki küçük kemiklerden biri olan küboid kemiği sublukse olursa, yani yerinden kısmen oynarsa görülmektedir. Ayak bileği burkulması gibi ani bir olayla veya kemik ve çevre yapılara tekrarlayıcı stres sonucu zaman içinde gelişebilir.
Küboid sendromu nedir?
Küboid kemik ayağın orta dış kısmında bulunan küçük bir kemiktir. Topuk kemiği olan kalkaneusa güçlü ligamentler ve eklem kapsülüyle bağlanarak kalkaneoküboid eklemi oluşturur.
Ani yaralanma ya da zaman içinde biriken tekrarlayıcı zorlanmalar destekleyici yapıları zedeleyerek küboid kemiğinin normal yerinden ayrılmasına yol açabilir. Sonrasında bu durum ayaktaki diğer kemiklerin hareketini engelleyebilir.
Küboid sendromu yerine bu sorunu ifade etmek için küboid subluksasyon, bloke küboid, düşük küboid, lateral plantar nörit veya küboid yetmezlik sendromu terimleri de kullanılabilmektedir.

2 Ekim 2016 Pazar

Giyilebilir Teknoloji Ürünleri Zayıflatır mı?

İki yıl süren randomize kontrollü bir çalışmanın sonucuna göre giyilebilir teknoloji ürünlerini kullanarak diyet ve egzersiz yapmak, fiziksel aktivite ve diyete yönelik standart tavsiyelerden daha etkili değil.
Çalışma sonucunda davranışsal kilo verme programının 24 ay boyunca kilo vermede etkili olduğu görülmüş. Ancak teknoloji ürünleri eklendiğinde, katılımcılar ortalama 2,4-2,5 kg daha az zayıflamış. Yani aslında giyilebilir teknoloji ürünleri ile daha az kilo verilmiş.
Giyilebilir teknoloji ürünleri günlük adım sayısı, tırmanılan basamak sayısı, tüketilen kalori miktarı gibi verileri hesaplayıp takip edebiliyor. Dünya genelinde 2016 yılının ilk çeyreğinde bu cihazlardan 19,7 milyon adet satın alınmış. Ancak cihazların sağlığa uzun dönem etkileri henüz belirsiz.
Bu etkileri belirlemek için Pittsburgh Üniversitesi Fiziksel Aktivite ve Ağırlık Yönetimi Araştırma Merkezi'nde bir çalışma yapılmış. Yaşları 18-35, vücut kitle indeksleri 25-40 aralığında olan 471 kişi araştırmaya katılmış. Tüm katılımcılara düşük kalorili diyet, fiziksel aktivite artışı, haftalık grup toplantılarına katılım önerilmiş. 6. aydan sonra grup toplantıları ayda bir sıklıkta yapılmış. Ayrıca telefon, mesaj ve internet sitesi ile eğitim ve kilo verici davranışlara teşvik sağlanmış. 6. aydan sonra katılımcılar rastgele iki gruba ayrılarak yarısına giyilebilir teknoloji ürünü verilmiş. Üst kola takılan BodyMedia FIT Core cihazı kullanılmış. 24. ayda yapılan değerlendirmede cihaz verilen katılımcıların diğer gruba göre 2,4 kg daha az kilo verdiği görülmüş.
Giyilebilir teknoloji ile neden böyle bir sonuç alındığı tam olarak bilinmiyor. Ancak iki yıl önce üst kola takılarak kullanılan bu cihazların modası şimdiden geçti. Günümüzde en sık el bileğine takılan cihazlar kullanılıyor ve özellikleri her geçen gün artıyor. Henüz bu cihazların kilo verme üzerine etkisi hakkında kesin sonuçlara varmak için erken.

Kaynak:

1 Ekim 2016 Cumartesi

Gluteal Tendinopati

Fizik muayenede bakılabilecek basit testler ile normalde ancak MRG ile belirlenebilen bazı sorunlara tanı konulabilir.
Sık karşılaşılan bir aşırı kullanım hasarı olan gluteal tendinopati, istirahat ve germe ile tedavi edilebilir. Fakat kalça ağrısına tanı koymak genelde zordur ve eğer gluteal tendinopati, lomber omurga sorunları ya da kalça osteoartriti ile karıştırılırsa yanlış tedavi veya gereksiz cerrahiler uygulanabilir.
Kalça yan tarafında ağrı şikayeti olan 65 hasta ile yapılan bir çalışmada fizik muayene ve MRG sonuçları karşılaştırılarak, hangi muayene yönteminin gluteal tendinopatiye tanı koymada ve dışlamada en iyi olduğu araştırılmış.
Kalça palpasyonu, klinik testler arasında en düşük yanlış pozitiflik oranında bulunmuş. Yani gluteal tendinopatiyi dışlamak için en iyi yöntem.
Hasta ağrılı kalçası üzerinde ayakta durduğunda, 30 saniye içerisinde ağrı hissediyorsa, MRG'de gluteal tendinopati görülme olasılığı %98 bulunmuş.
Araştırma sonucuna göre tek ayak üstünde durma ve kalça palpasyon testleri en kolay ve hızlı şekilde yapılabilecek ve gluteal tendinopati için en iyi bilgi verebilecek testler. Bunların yardımıyla pahalı ve zaman alan bir yöntem olan MRG ihtiyacı azalabilir.
MRG kullanıldığında, sonuçlar her zaman iyi bir klinik muayene ile beraber değerlendirilmeli. Hastanın öyküsünde aktivite düzeyleri, bu aktivitelerdeki değişiklikler, postüral alışkanlıklar sorgulanmalı. Gluteal tendinopati en sık olarak hem ev işleri hem de meslek işi ile uğraşan orta yaş kadınlarda görülmekte.
Fiziksel inaktivite ile geçen günler veya haftalardan sonra boş bir hafta sonunda birden bire egzersiz ve spora yönelmek şeklindeki döngüler tendinopatileri kötüleştirebilir.
Gluteal tendinopatinin tanınması hangi hareket ve postürlerden kaçınılması gerektiği, nelerin yapılması gerektiği hakkında rehberlik sağlayabilir. Örneğin ayakları çapraz yaparak uzun süre oturma, bir bacağa fazla yüklenme (çocuk taşıyan kadınlar), yürürken ayakların orta hakkı geçerek çaprazlama yapması gibi alışkanlıklar sorunu kötüleştirebilir. Yokuş ve inişlere geçmeden önce düz zeminde yürüyüş aktiviteleri bu kişiler için daha uygun olacaktır.

Kaynaklar:

13 Mart 2016 Pazar

Romatolojik Hastalıklarda Anemi

Kronik anemi çeşitli inflamatuar durumlarda, malignansilerde, enfeksiyon hastalıklarında görülebilir. İnflamatuar anemi demir eksikliğinden sonra aneminin en sık ikinci nedenidir. Anemi hastalık aktivitesi ve artritli hastalardaki fiziksel engelilikle ilişkilidir. İnflamatuar romatolojik hastalıklarda tümör nekrozis faktör (TNF) alfa, interferon (IFN) gama ve transforme edici büyüme faktörü (TGF) beta, eritropoezi direkt veya eritropoietin (EPO) üretimini baskılayarak indirekt olarak inhibe eder. İnterlökin 6 (IL-6) karaciğerden sağlanan hepsidin üzerinden etki ederek makrofajların demir bırakmasını ve bağırsaklardan demir emilimini engeller.
Kronik hastalıklarla ilişkili anemiler
Kronik inflamasyon proinflamatuar sitokinlerin üretilmesi yoluyla anemiye yol açar.

12 Mart 2016 Cumartesi

Mikst Bağ Dokusu Hastalığı

Giriş
İsmi yanıltıcı olsa da mikst bağ dokusu hastalığı (MCTD, eski adı ile Sharp sendromu) ayrı bir romatolojik hastalıktır. Sharp ve meslektaşları ilk olarak 1972'de SLE, SSc ve polimiyozitin özelliklerini taşıyan bir bağ dokusu hastalığı olarak bunu tanımladı. Ardından anti-U1-RNP antikorlarının yüksek titrelerde pozitif olduğunun bulunması hastalığın daha iyi tanınmasını sağladı. Takip eden yıllarda MCTD'li hastalarda RA'nın eklem paternine benzeyen artrit gelişimi yüksek oranda görüldü.
MCTD'nin klinik özellikleri genelde birkaç yılda gelişir ve hastalığın tüm bulguları başlangıçta nadiren mevcuttur. Erken dönemde hastalar şu özelliklerden biriyle başvurabilir: Raynaud fenomeni, el parmaklarında şişlik (puffy fingers), sklerodaktili, artralji, artrit, miyalji, miyozit ve halsizlik. Bu klinik özellikler en sık olarak akciğer tutulumu ve özefageal semptomlarla beraber görülmektedir.
MCTD'nin prevalansı Norveç'te yapılan bir çalışmaya göre 100.000 erişkinde 3,8'dir. Kadın erkek oranı 3:1'dir.
Mikst bağ dokusu hastalığı kavramı


9 Mart 2016 Çarşamba

Çakışma (Overlap) Sendromları

Çakışma sendromu, en az iki bağ dokusu hastalığı için sınıflama kriterlerini karşılayan klinik durum için kullanılan bir ifadedir. Bu durum bir hastada aynı anda veya farklı zamanlarda olabilir. Literatürde hemen hemen tüm romatolojik hastalıkların beraberliği ile ilgili vaka bildirimleri olmuştur. Bu yazıda özellikle sık görülen çakışma sendromlarının bazı özelliklerine değineceğiz.
Spesifik bir bağ dokusu hastalığının esas bulgularından bazıları başka bir bağ dokusunun normal klinik spektrumu içinde yer alabilir. Bunun nedeni çoğu klinik ve laboratuvar bulgusunun fazla spesifik olmamasıdır. Örneğin miyozit veya miyopati SSc hastalarının bazılarında görülebilir. Araştırmalarda SSc/miyozit'in, SSc/RA çakışma sendromunun ardından en sık ikinci SSc çakışma sendromu olduğu bulunmuştur. Ancak bu hastalarda miyozit SSc'nin klinik spektrumunun bir parçası olabilir ve hastalar polimiyozit kriterlerini karşılayamayabilir. Bu konuyu daha da karmaşıklaştıran bir şey, sınıflama kriterlerinin romatolojik hastalıkların erken tanısı için yeterince değerli olmamasıdır. Yani miyoziti olan SSc hastalarında, SSc'nin yanında inkomplet veya erken form polimiyozit olabilir. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi bağ dokusu hastalıklarının tanısında güçlükler bulunmaktadır. Benzer sorunlar diğer çakışma sendromları için de geçerli olabilmektedir. Klinik pratikte "çakışma sendromu" terimi, iki farklı romatolojik hastalığın klasik özelliklerini (spesifik otoantikorlar dahil) açıkça sergileyen hastalar için kullanılır. Ancak bu konuda görüş birliği yoktur.
Çakışma sendromu kavramı

Farklılaşmamış Bağ Dokusu Hastalığı

Tanım
Bağ dokusu hastalıklarının özelliklerini gösteren ancak spesifik bir bağ dokusu hastalığı için gerekli kriterleri sağlamayan hastalara "farklılaşmamış bağ dokusu hastalığı" (UCTD) tanısı konulmaktadır. Bugüne kadar UCTD tanısı için sınıflama kriterleri tanımlanmamıştır. Genel olarak UCTD'nin, bağ dokusu hastalığına dair kuvvetli özellikler gösteren heterojen bir hasta grubunu temsil ettiği kabul edilir. Bazı yazarlar farklılaşmamış artriti de bu gruba sokar. Ancak farklılaşmamış artrit hastalarının önemli bir kesimi RA, spondiloartritler ve bağ dokusu hastalıkları grubunda olmayan diğer hastalıklara evrildiği için, bu hastaların UCTD olarak kabul edilmemesi daha doğru görünmektedir. Örneğin anti-CCP antikoru pozitif olan farklılaşmamış artritli hastalar, 1 yılda %83, 3 yıllık takipte %93 oranında RA için ACR kriterlerini karşılar hale gelmektedir. Farklılaşmamış artritli hastaların çok küçük bir kısmı belirli bir bağ doku hastalığına dönüşebilmektedir.
Farklılaşmamış bağ dokusu hastalığı kavramı

8 Mart 2016 Salı

Kalsiyum Pirofosfat Kristal Birikimi Hastalığı

Eklemlerin içinde ve/veya çevresinde üç tip kalsiyum içeren kristal görülebilir. Kalsiyum oksalat kristalleri çok nadirdir ve neredeyse sadece primer veya sekonder oksalozisi olan diyaliz hastalarında oluşur. Basit kalsiyum fosfat birikimi kalsifik tendinit / bursitin ana nedenidir. Kalsiyum pirofosfat dihidrat kristalleri ise en sık yaşlıların eklemlerinde ve daha az olarak da periartiküler dokuda bulunur. Kalsiyum içeren bu üç tip kristal de çeşitli klinik bulgularla ilişkili olabilir ama sıklıkla asemptomatiktirler. Bu yazıda kalsiyum pirofosfat dihidrat kristal birikim hastalığından (CPPD) bahsedeceğiz.
CPPD, akut CPP kristal artritini (psödogut olarak da adlandırılır) ve kronik CPP kristal inflamatuar artritini (eskiden psödo-RA olarak da bilinirdi) kapsayan bir terimdir. Kondrokalsinozis (CC) ise kıkırdak kalsifikasyonudur, en sık olarak CPPD'ye bağlı gelişir ve görüntüleme ya da histolojik inceleme ile tespit edilebilir.

6 Mart 2016 Pazar

Gut Tedavisi

Tedavinin amacı
Gut hastalığının tedavisi hastalığın kişideki aktivitesine ve bulgularına göre değişebilmektedir. Ancak esas amaçlar olarak akut atakların tedavisi ve patojenik monosodyum ürat (MSU) kristallerinin çözünmesi ile kronik hastalığın önlenmesi / tedavi edilmesi sayılabilir.
Gut tedavisinde birkaç hedef bağımsız olarak gözetilmelidir:
a) Gut geri dönüşümlü MSU kristal birikimi hastalığıdır. Serum ürik asit (SUA) düzeylerinin normale çekilmesi kristallerin çözünmesini sağlar. Gut tedavisinin nihai amacı ürat kristallerini yok etmektir. Kristal olmadığında eklem inflamasyonu olasılığı ortadan kalkar ve hastalık tedavi edilmiş olur (yeni kristal oluşmaması ve gutun ortaya çıkmaması için SUA'nın sürekli normal aralıkta tutulması gerekir).
b) Uygun profilaktik tedavi ile hala MSU kristalleri bulunan eklemlerdeki inflamatuar atakların engellenmesi.
c) Kristalle ilişkili inflamasyonun tedavisi. Gutun başlangıç evrelerinde görülür ya da ürat düşürücü tedavinin başlangıcından sonra özellikle doz artışları ile tetiklenerek tekrarlayabilir.
d) Son olarak gutun nedeni ve ilişkili olabilecek diğer durumlar araştırılmalıdır. En sık görüleni metabolik sendromdur ve varsa tedavi edilmelidir.

5 Mart 2016 Cumartesi

Relapsing Polikondrit

Relapsing polikondrit (RP), otoimmün ve otoinflamatuar hastalıkların kesişiminde yer alan nadir bir hastalıktır. En çok kulaklarda olmak üzere, burun ve trakeobronşiyal ağacın kıkırdaklarının tekrarlayıcı inflamasyon atakları ile karakterizedir. Eklemler, kalp ve böbrekleri de içeren çeşitli organ sistemlerini etkileyebilir. Tek başına görülebileceği gibi (primer), çok çeşitli başka durumlarla ilişkili de olabilir (sekonder). Pelapsing polikondritin primer bir hastalık olmadığı, "genetik olarak yatkın kişilerde çok sayıda tetikleyici faktörle ilişkili olarak ortaya çıkan bir sendrom" olduğu da öne sürülmektedir. RP'nin seyri benign veya ölümle sonuçlanan ciddiyette olabilir.
Relapsing polikondritle ilişkili sistemik hastalıklar
Epidemiyoloji
Nadir bir durumdur. Erkekler ve kadınlar eşit sıklıkta etkilenir. En çok beşinci dekatta başlar ama çocuklarda ve daha yaşlı kişilerde de görülebilir. Erişkin RP'li hastaların %25-30'unda diğer otoimmün hastalıklarla, miyelodisplazilerle ve/veya sistemik inflamatuar durumlarla ilişkili görülmektedir. Etnik veya ailesel kümelenme bildirilmemiştir fakat hastalarda HLA-DR4'ün daha sık görüldüğü bulunmuştur.

3 Mart 2016 Perşembe

Behçet Hastalığı

Behçet hastalığı ilk olarak, 1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde dermatovenöroloji profesörü olan Hulusi Behçet'in 17 yıl boyunca takip ettiği üç hastada oral aft, genital ülser ve hipopiyon üveit şeklinde "üç semptomlu bir kompleks" olarak tanımlamasıyla tıbbi literatüre girmiştir. Bu durumun hastalık mı sendrom mu olarak adlandırılması gerektiğine dair tartışmalar sürmektedir.
Behçet Hastalığı başlıca Akdeniz ülkeleri, Japonya ve bu ikisi arasında tarihi İpek Yolu üzerindeki coğrafyada en sık olarak görülmektedir. Her yaş grubunu etkileyebilir ama puberteden önce ve altıncı dekattan sonra başlaması nadirdir. En sık başlangıç zamanı üçüncü dekat içindedir.
Türkiye'de erişkin popülasyonun 1/250'sini etkiler. Avrupa ve Kuzey Amerika'da daha nadirdir.
Sık görülen klinik bulguları tabloda özetlenmiştir.

1 Mart 2016 Salı

Septik Artrit Tedavisi

Bir hastada septik artritten şüphelenildiğinde (tanısal yaklaşım için bkz), kültür sonuçları beklenmeden enfekte eklemin drenajı ve parenteral antibiyotik başlanması gerekmektedir. Tedavi kararı sinoviyal sıvının mikroskopik ve rutin incelemeleriyle yönlendirilebilir. Ancak Gram boyamada bakteri görülmemesi septik artriti dışlamaz. Antibiyotik seçimi çoğunlukla ampiriktir ve olası etken mikroorganizma, komorbiditeler ve lokal duruma göre belirlenir. Kültür sonuçları çıktığında, antibiyotikler sensitivite sonuçlarına göre değiştirilebilir. İntravenöz tedavi süresi 1-14 gün olabilir, sonrasında sıklıkla oral antibiyoterapi ile devam edilir. Tedavinin toplam süresi genelde 6 haftadır. Bu süre etken mikroorganizma, eşlik eden tanılar ve tedaviler, tedaviye başlandığında alınan yanıta bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.
Eklem fonksiyonunu korumak ve eklem hasarını sınırlamak için inflamatuar debrisin drenajı zorunludur. Bu, günlük iğne aspirasyonları ile yapılabileceği gibi artroskopik debridman ve lavaj, açık lavaj veya sinoviektomi ile artrotomi yöntemleri de kullanılabilir. Bu tekniklerin birbirine üstünlüğünü gösteren çalışma yoktur. Klinik pratikte eğer eklem, iğne artrosentez ile kolay ulaşılabiliyorsa bu yöntem tercih edilebilir. Komplike bir vakada veya ekleme ulaşmak zorsa (kalça ve omuz eklemleri gibi) artroskopik veya açık lavaj daha iyi sonuç verebilir. Bunların yanında hastanın şikayetlerine göre NSAİİ ve analjezikler reçete edilebilir. Enfeksiyon kontrol altına alınana dek etkilenen ekleme yük verilmemesi önerilir. Kas atrofisini ve kontraktürleri önlemek için fizyoterapi erken başlanmalıdır. Önce eklemin manuel mobilizasyonu ve izometrik egzersizler, inflamasyon kontrol altına alındığında ise kısmi yüklenme ve aktif mobilizasyon önerilir.

28 Şubat 2016 Pazar

Brusellozis

Brusellozis, Brucella cinsine ait bakterilerin neden olduğu bir zoonotik enfeksiyondur. Bakteri hayvanlardan insanlara enfekte gıda ürünlerinin yenmesi, enfekte hayvanla direkt temas veya aerosollerin inhalasyonu (hava yoluyla) geçebilir. Hastalık eski çağlardan beri bilinmektedir. Akdeniz humması, Malta humması, gastrik dalgalı ateş, inişli çıkışlı (ondülan) ateş gibi farklı isimlerle anılmıştır. İnsanlar tesadüfi konakçıdır ancak bruselloz tüm dünyada yaygın bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir ve en yaygın zoonotik enfeksiyondur.
Etkenler:
Brucella organizmaları küçük aerobik kokobasillerdir. Konak hayvanların üreme organlarına yerleşerek düşük ve kısırlığa neden olurlar. Hayvanın idrar, süt, plasenta sıvısı ve diğer sıvılarında bol miktarda bulunurlar. Bugüne dek 8 tür tanımlanmıştır. Bunlardan 4'ü insanlar için orta-ciddi derecede patojeniteye sahiptir:
- Brucella melitensis (koyun ve keçilerden, en yüksek patojenite)
- Brucella suis (domuzlardan, yüksek patojenite)
- Brucella abortus (büyükbaş hayvanlardan, orta derece patojenite)
- Brucella canis (köpeklerden, orta derece patojenite)
Evcil hayvanlardaki varlığı en önemlisi olsa da, bruselloz Kuzey Amerika'da sürüler halinde yaşayan bizon ve Kanada geyiklerinde, Almanya'da yaban domuzlarında da tespit edilmiştir. Vahşi hayvanların insanlar için oluşturduğu risk, temasın azlığı nedeniyle düşüktür. Vahşi hayvanların evcil olanlarla etkileşimi sonucu enfeksiyonun yayılması üzerine endişeler olsa da buna dair kanıt pek azdır.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Meta Analizlerin Değerlendirilmesi

Meta analiz, benzer tasarıma sahip bir grup çalışmanın sonuçlarının birleştirilerek konu hakkında genel bir tahmin yürütme modelidir.
Derlemeler, sistematik derlemeler ve meta analizler bazen kavram olarak birbiriyle karıştırılabilmektedir. Çoğu derleme makalesi sistematik değildir, çünkü yazar tüm kanıtlara bakmaz. Sistematik derleme, kanıtı toplama, değerlendirme ve sunmada belirli bir yaklaşım izler; bazı sistematik derlemeler meta analizdir. Meta analizlerde son bir adım olarak, tanımlanmış çalışmalar klinik ve istatistiksel olarak uygunsa, özet sonuç veya sonuçları hesaplamada geçerli istatistiksel yöntemler kullanılır. Bazen seçilmiş çalışmalar birbirinden çok farklı olur ve hepsini birleştirip meta analiz yapmanın klinik anlamı olmaz. Fakat benzer hasta popülasyonlarına sahip çalışmalarda, tedavi etkinliğinin farklı olması için belirgin bir neden bulunmayan durumlarda meta analiz uygulanabilir. Böyle durumlarda meta analiz ile daha kesin bir etki tahmininde bulunabilinir. Görünüşte homojen olan çalışmaların birleştirilmesiyle istatistiksel heterojenite ve sonuçlarda büyük bir istatistiksel varyasyon belirlenebilir. Bu durum hasta popülasyonları ve müdahale özellikleri arasında belirlenmemiş farklılıklar olduğunu gösterebilir.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Tanı Testlerine Yönelik Araştırmaların Değerlendirilmesi

Tanısal testlerin amacı hastalarda belli bir hastalığın olup olmadığını belirlemektir. Bu spesifik bir bozukluk (Sjögren sendromu, Behçet hastalığı, sarkoidoz...) ya da spesifik bir durum (remisyon, cevap...) olabilir. Tanısal test klinik bir semptom, laboratuvar testi, morfolojik inceleme (radyografi, MRG...) veya daha invazif bir girişim (biyopsi, cerrahi...) olabilir. Tanı testinin sonucu dikotomdur, eğer sürekli bir sonuçsa, ölçek üzerinde normal ve anormali ayıran bir sınır değer belirlenmelidir.
Bir tanı testinin ne kadar iyi çalıştığını, yani tanısal performansını belirlemek için, tedavi etkinliğini değerlendiren çalışmalardan farklı bir çalışma tasarımına ihtiyaç olur. Bunun için kesitsel veya vaka-kontrol çalışmaları kullanılır. Araştırmacılar ilgi duyulan durumun görüldüğünden şüphelendikleri hastaları toplamakla işe başlar. Bu hastalara hem yeni tanısal test (indeks testi) hem de "altın" standart test ya da referans standardı uygulanır. Altın standart test, belli bir hastalık ya da durum için tanı standardı olarak kabul edilen bir testtir. Araştırmacılar indeks testin sınıflamasını (hastalık olan ve olmayan şeklinde sınıfladığı hastaları) altın standardınki ile karşılaştırırlar.
Yeni bir testin tanı performansının değerlendirilmesi, onun sağlık üzerine etkisini değerlendirmek için teorik olarak gereken 5 basamaktan biridir, fakat tüm yayınlar neredeyse sadece ilk iki basamak üzerinde yoğunlaşır: teknik ve tanısal performans. Burada tanı performansını bildiren makalelerin değerlendirilmesi üzerinde duracağız.

4 Şubat 2016 Perşembe

Randomize Kontrollü Çalışmaların Değerlendirilmesi

Bilimsel makalenin eleştirel bir gözle değerlendirilmesi, verilerin uygun şekilde yorumlanabilmesi ve sonuçların pratiğe yansıtılabilmesi için elzemdir. Bu yazıda klinik pratikte en sık karşılaşılan çalışma tiplerinden randomize kontrollü çalışmaların (RCT) eleştirel değerlendirmesi için bilinmesi gereken kavramlar üzerinde duracağız. RCT'lerin meta analizleri, kanıta dayalı tıpta sık kullanılan diğer bir kaynaktır. Meta analizleri başka bir yazıda ele alacağız. Tanısal testlerin değerlendirmesi de kendine özgü bir çalışma tasarımı gerektirir ve ileride onlara da değineceğiz.
Kanıta dayalı tıpta, kanıtlar değerlerine göre derecelendirilmektedir. Tedavi önerisinde bulunurken kullanılabilecek kanıtlar şu şekilde sıralanmıştır:
1a: Randomize kontrollü çalışmaların meta analizi (sonuçlarda homojenitesi olan)
1b: Randomize kontrollü bir çalışma (güven aralığı dar olan)
2a: Kohort çalışmaların meta analizi (homojenitesi olan)
2b: Bir kohort çalışması (ya da düşük kaliteli randomize kontrollü çalışma)
3a: Vaka kontrol çalışmalarının meta analizi (homojenitesi olan)
3b: Bir vaka kontrol çalışması
4: Vaka serileri (ve kötü kalitede kohort ya da vaka kontrol çalışması)
5: Uzman görüşü
Buna göre gerçeğe en yakın güvenilir ve değerli bilgiyi randomize kontrollü çalışmaların meta analizi sağlamaktadır. Listede aşağılara indikçe kanıtın güvenilirliği azalmaktadır.
Tıbbi literatürü okumak edilgen bir uğraş değildir. Eleştiren bir gözle makaleyi her cümlede test etmeli ve aklımızdaki bazı sorulara cevaplar aramalıyız.