26 Haziran 2012 Salı

Traksiyon

Traksiyon, eklem aralıklarını genişletmek veya kırık kemik parçalarını ayırarak çevre yumuşak dokuyu gerip uzatacak şekilde uygulanan çekme tekniğidir. Günümüzde traksiyon fizik tedavi ve rehabilitasyonda, özellikle servikal ve lomber spinal bölge hastalıklarında kullanılmaktadır.
traksiyon sınıflaması

Aşil Tendiniti

Aşil tendonu gastroknemius ve soleus kaslarından oluşur (triseps surae). Kalkaneusun üçte birlik posterior kısmına santralden yapışırken sarmal bir yapı oluşturur. Tendonun görevi, yürüme döngüsü sırasında ayağı yavaşlatmak, stabilize etmek ve daha sonra hızlandırmaktır. Ayağın ve ayak bileğinin kötü mekaniği ve aşırı kullanımı hastayı yaralanmaya yatkın hale getirir. Aşil tendiniti aslında bir aşırı kullanım yaralanmasıdır ve “tendinosis” terimi bu durumu daha iyi tanımlar çünkü histopatolojik olarak olay tendonun anjiyofibroblastik hiperplazisidir. Tendonun dejeneratif sürecine cevaben peritenon da inflamatuar bir yanıt oluşturmaktadır.

Peroneal Tendinit

Peroneus brevis, fibulanın 2/3 lateral distalinden köken alır ve beşinci metatarsın lateral tabanına yapışır. Peroneus brevis ayağın en güçlü abduktoru olmasının dışında, ayak bileğinin fleksörü, ayağın ise evertörüdür. Kas özellikle kalkaneokuboid eklemde, ayağın lateralini stabilize eder.

Ayağın Bursitleri

Ayak bileği ve ayaktaki her tendonun bir bursası vardır. Bunların içinde en bilinenleri aşil tendonu ile kalkaneus arasındaki retrokalkaneal bursa ve halluks valgus üzerinde bulunan bunyon bursadır. Genellikle bursaların bulunduğu bölgelerde ağrı ve duyarlılıkla karşımıza çıkar. Bu nedenle eklemdeki diğer  ağrılı durumlarla ayırıcı tanısını yapmak için bunların anatomik lokalizasyonlarını iyi bilmek gerekir.

Kısa Dalga Diatermi (KDD)

1 MHz ve üzeri frekanslara sahip alternatif akımlarla yapılan tedaviler yüksek frekanslı akım tedavileri olarak tanımlanmaktadır. Oluşturdukları elektromanyetik alan içine giren dokularda derin ısıtma sağlarlar.
Diyatermi vücut derinindeki dokuların ısıtılması anlamına gelmektedir. Diatermi yöntemleri ultrason kısa dalga ve mikro dalga olmak üzere başlıca üç çeşittir.
1943 yılında terapötik amaçla kullanılan dalga boyları belirlenmiştir. Buna göre 13,56 MHz (22 m dalga boyu), 27,12 MHz (11 m dalga boyu) ve 40,68 MHz (7,5 m dalga boyu) kullanılmaktadır. En çok tercih edileni 27,12 MHz’dir.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Eritrosit Sedimentasyon Hızı (ESR)

Salin veya plazma içindeki eritrositlerin test tüpünün dibine çökme hızıdır. Birimi mm/saat’tir. ESR için erkeklerde 15 mm/saat, kadınlarda ise 20 mm/saat normal değerler olarak kabul edilmektedir. ESR yaşla artar. Erkeklerde yaş/2, kadınlarda (yaş+10)/2 formülü ESR’yi yaşa bağlı olarak değerlendiren ve genel kabul gören bir formüldür.

Tibialis Posterior Tendiniti

Posterior tibial tendon, tibianın posterior yüzünün lateralinden, fibulanın gövdesinin medial yüzünden ve bacağın interosseöz membranından orijin alır. Medial malleolün altında ilerler ve ayağın içinde tendonun büyük kısmı naviküler tüberküle, geri kalan daha az bir bölümü ise talus dışındaki tüm tarsal kemiklere yapışır.
Posterior tibial tendon ayağın plantar fleksör ve invertörü, subtalar ve midtarsal eklemlerin güçlü süpinatörüdür.
Tendon dinamik olarak medial longitüdinal arkı destekler.

Akromiyoklavikular Eklem Sorunları

Akromiyoklavikular eklem, intraartiküler disk içeren diartrodial bir eklemdir. Akromiyoklavikular eklemde en sık görülen sorunlar, genç hastalarda düşme veya sportif travma, daha ileri yaşlarda ise osteoartrite bağlı olarak gelişir. Hastanın ağrısı omuzun üst bölgesinde eklem yerleşimindedir. Eklem hassatır, abduksiyonda tutulumun şiddetine göre değişen ölçülerde kısıtlılık olabilir. Akromiyoklavikular eklemin travmatik yaralanmaları 6 tip olarak sınıflandırılmıştır:

Omuz İnstabilitesi

Omuz eklemi çok geniş harekete izin veren kemik yapı geometrisi nedeniyle stabilite yönünden zayıf bir eklemdir. Bu nedenle %90'ı en zayıf olduğu yön olan öne olmak üzere çıkık prevalansı diğer eklemlere göre oldukça yüksektir.

Rotator Kaf Yırtıkları

rotator kaf kasları
Rotator kaf, supraspinatus, infraspinatus, teres minör ve subskapularis kaslarının tendonlarının birleşerek oluşturduğu bir yapıdır.
Rotator kafın görevleri şunlardır:
  • Rotator kaf kasları ile humerus başının rotasyon hareketi
  • Humerus başının glenoid kavite üzerinde stabilizasyonu
  • Glenohumeral eklemin omuzu çaprazlayan kasların kasılmalarına karşı stabilizasyonu

Subakromiyal Sıkışma Sendromu

Rotator kaf ve subakromiyal bursanın korakoakromiyal ark, akromiyonun ön bölümü ve akromiyoklaviküler eklem altında sıkışmasıdır.
Rotator kaf tendiniti zaman zaman sıkışma sendromu yerine kullanılmaktadır.
Sıkışma (impingement) sendromu, supraspinatus tendonunun akromiyonun alt yüzeyine sürtünerek hasarlanmasını ifade eden özgül bir durumu tanımlar. Rotator kaf tendiniti ise hem sıkışma sendromu hem de akut rotator kaf zorlanması, dejenerasyonu ve kronik zorlanmayı da içeren daha geniş anlamlı bir terimdir.
Hastanın yakınmaları ağrı, hareket kısıtlılığı ve güçsüzlük şeklindedir. Tedavinin doğru ve başarılı olarak yönlendirilebilmesi için primer ve sekonder impingement durumlarının ayırıcı tanısı yapılmalıdır.

24 Haziran 2012 Pazar

Elektromiyografi - Genel Bakış


Elektrofizyoloji nöromüsküler hastalıkların tanısında, lezyonun yerini, şiddetini ve prognozu belirlemede kullanılır. Elektromiyografi (EMG) ile iğne EMG ifade edilirken, elektronörografi (ENG) sinir iletim çalışmalarını, elektronöromiyografi (ENMG) ise bu iki incelemenin birlikte kullanıldığı çalışmaları belirtir.
Spinal kord ön boynuzunda yer alan alfa motor nörunun üzerindeki lezyonlarda, yani birinci motor nöron hastalıklarında ENMG’nin tanısal değeri yoktur. ENMG, motor ünite ait sorunlarda kullanılabilir. Motor ünit, alfa motor nöron ve bu nöronla ilgili sinir kökü, spinal sinir, pleksus, periferik sinir, nöromüsküler bileşke ve inerve edilen kas liflerinden oluşur. Bu yapıları etkileyen ve ENMG ile değerlendirilebilecek hastalıklar arasında motor nöron hastalığı, radikülopati, pleksopati, periferik sinir lezyonu, periferik nöropati, tuzak nöropati, nöromuskuler bileşke hastalığı ve miyopati sayılabilir.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Donuk Omuz (Adezif Kapsülit)

ICD-10: M75.0
Glenohumeral eklemin ağrı ile birlikte aktif ve pasif hareketlerinin tüm yönlerde kısıtlanmasıdır. Genellikle 40-60 yaşları arasında ve kadınlarda daha sık görülür. Çoğunlukla hafif bir travma veya neden belirlenemeksizin gelişmekle birlikte (idiyopatik) diabet başta olmak üzere hipertiroidi, iskemik kalp hastalığı, servikal spondiloz ile birlikte veya meme cerrahisi sonrası gelişebilir. Adezif kapsülitin doğal seyrinde klinik olarak 3 dönem söz konusudur: İlk dönemde geceleri daha şiddetli olmak üzere ağrı vardır ve ağrıya bağlı olarak hasta hareket etmekten kaçınır, 2. dönemde istirahat ağrısı kaybolur ancak hastanın omuz hareketleri her yönde kısıtlanır, son dönemde ise omuz hareketleri dereceli olarak geri döner. Tanı hikaye ve fizik muayene ile konur. Hastanın aktif ve pasif hareketleri her yöne kısıtlıdır, pasif eksternal rotasyonun kısıtlılığı fizik muayenenin en ayırıcı bulgusudur. Adezif kapsülit, kendini sınırlayan bir süreç olmakla birlikte seyri sırasında hastanın ağrı ve hareket kaybı çok kısıtlayıcı olduğundan tedavi edilmesi gerekir. İntraartiküler kortikosteroid enjeksiyonu ile olumlu sonuç alınabilir. Tüm uygulamaları ile konservatif tedaviye cevap vermeyen hastalar cerrahi tedavi için değerlendirilir.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Steroid Miyopatisi

Solda tip1 ve tip2 kas lifleri yaklaşık eşit sayıdadır. Sağda aynı kişiden 3  aylık steroid tedavisi sonrası alınan kas biyopsisinde tip 2 liflerin atrofiye uğradığı görülüyor.
Steroid miyopatisi, alt ve üst ekstremitenin proksimal kaslarında ve boyun fleksörlerinde güçsüzlüğe yol açan, genelde sinsi seyreden bir hastalıktır. İlk kez 1932'de Cushing tanımlamış ve 1959'da ilk sistematik inceleme yapılmıştır. Endojen ya da ekzojen kaynaklı steroidlerin fazla olması bu duruma yol açmaktadır. Endojen aşırı steroidin kaynağı adrenal tümörler olabilir. Ekzojen aşırı steroidler, astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, polimiyozit, bağ doku hastalıkları, romatoid artrit gibi inflamatuar süreçlerin tedavisine bağlı olabilir.
Steroid miyopatisi, deksametazon ve triamsinolon gibi florine steroidlerde; prednizon ve hidrokortizon gibi florine olmayanlara kıyasla daha sık görülür. Kas patolojisinin tam mekanizması açık olmasa da, protein sentezinde azalma, protein yıkımında artma, karbonhidrat metabolizmasında değişiklikler, mitokondriyal değişiklikler, elektrolit bozuklukları, sarkolemmanın uyarılabilirliğinde azalma gibi durumlarla ilişkili olabilir. Sedanter hayat tarzı, kortikosteroid alan bir hastada kas güçsüzlüğü riskini arttırabilir, çünkü kortikosteroidler daha az aktif kasları özellikle etkiliyor görünmektedir. İki farklı steroid miyopatisi tipi vardır: akut ve kronik. Kronik (klasik) tip, uzun süreli kortikosteroid kullanımından sonra görülür, daha sinsi başlangıca sahiptir. Akut form daha nadir görülür, yüksek doz kortikosteroid alan hastada aniden ortaya çıkar.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Bu yazı, tıptaki Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanlık dalının ne anlama geldiği, kapsamının ne olduğuna dair bir arayışın özetidir. Aslında tüm site bu arayışın öyküsüdür. Zaman geçtikçe, bu alandaki bilgi ve tecrübem arttıkça, bu yazıya tekrar döneceğim. Bazı cümleleri çıkarırken bazı yeni cümleler ekleyeceğim. Her değişiklikle beraber kapsayıcı ve özgün bir bakış açısına biraz daha yaklaşmayı umuyorum. Ancak metin hiçbir zaman tamamlanmış olmayacak. Çünkü tıp, her an yeni bilgi ve uygulamaların eskilerini geçersiz kıldığı bir alan ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon da bundan bağımsız değil.

14 Haziran 2012 Perşembe

Patellofemoral Ağrı

patellanın stabilizatörleri
Patellofemoral ağrı sendromu (PFAS) en sık görülen diz ağrısı nedenlerinden biridir. Etyolojik olarak kabul gören etmenlerden birisi patellanın femoral troklea üzerinden kayışının anormal olmasıdır. Bu anormalliğin nedenlerinden birisi olarak son yıllarda sıkça araştırılan oblik vastus medialis kasının lateral başa göre daha geç kasılması hipotezi gösterilmektedir.

Biseps Tendonu Sorunları

Bisipital tendinit tanısı sık konulmakla birlikte tek başına görülmesi nadirdir. Genelde rotator kaf tendiniti veya sıkışma sendromları ile beraberdir. Bisepsin uzun başı humerus başının depresörü ve stabilizatörü olarak görev yapar. Bisipital tendinite uzun süreli veya tekrarlayan ağırlık taşıma ve sportif ağırlık kaldırmalar neden olabilir. Bisipital tendiniti olan genç hasta instabilite yönünden değerlendirilmelidir. Kronik sıkışma veya rotator kaf dejenerasyonunda, biseps tendonu fibrotik hale gelir. Bu durum rüptür (tendon kopması) riski oluşturur..

Omuz Artroplastisi Sonrası Rehabilitasyon

Omuz artroplastisi sonrası rehabilitasyon programı diğer cerrahi tedaviler sonrasında olduğu gibi doku iyileşmesinin korunması, eklemin mobilizasyonu, kasların güçlendirilmesi ve fonksiyonun kazandırılması şeklinde yönlendirilir. Hastanın rehabilitasyon programındaki kazanımları ve elde edeceği fonksiyonel durum artroplasti yanında rotator kafın durumuna bağlıdır. Rotator kaf dokusu iyi durumda olan hastalarda fonksiyonel sonuç beklentisi daha yüksektir.

Skapular Diskinezi

Skapulanın omuz bütünlüğünde çok önemli görevleri vardır. Omuz fonksiyonlarının tam olarak yerine getirilebilmesi için skapulanın duruşu ve hareketleri ile kol hareketlerinin uyum içinde olması gerekir. Bu uyumlu hareket skapulohumeral ritm olarak adlandırılır. Skapula, humerus başına sağlam bir dayanak oluşturmanın yanında retraksiyon – protraksiyon, elevasyon hareketleri ile, omuz kaslarına bir başlangıç noktası ve kinetik zincirin proksimalden distale aktivasyonunda bağlantı noktası oluşturarak omuz fonksiyonlarına katkıda bulunur.

Triangular Fibrokartilaj Kompleks Zedelenmesi

Triangular fibrokartikaj kompleks (TFCC), proksimal karpal kemiklerle ulnanın distal eklem yüzü arasında bulunan ve yastık görevi gören oldukça avasküler, fibrokartilaj yapısında, disk şeklinde bir oluşumdur. Bu kompleks, volar ve dorsal radio-ulnar ligamanları, ulnar kollateral ve ulno-karpal ligamanları ve artiküler diski içerir. Distal radioulnar eklemin stabilizasyonunu, karpal kemiklerden ulnaya yük aktarımını ve ulnar taraftaki karpal kemiklerin stabilitesini sağlar; distal radioulnar eklemin normal fonksiyonu açısından son derece önemli bir yapıdır. Dejeneratif ve travmatik olarak zedelenebilir.

Distal Radius Kırığı

Yaşlılarda, özellikle kadınlarda düşmeye bağlı olarak sık görülmektedir. Radius distal ucunun iki önemli fonksiyonu vardır: Hem karpal kemiklerin primer destek bölgesidir, hem de önkolla eklemin bir parçasını oluşturmaktadır.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Total Diz Artroplastisi Sonrası Rehabilitasyon

Total diz artroplastisi (TDA) uygulanması için en önemli neden ağrı ve fonksiyon kaybı olmakla birlikte cerrahi girişim sonrası bu sorun tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu nedenle cerrahi öncesi detaylı bilgilendirme ve cerrahi sonrası rehabilitasyon sürecine hastayı hazırlama önemlidir. Cerrahi sonrası kanama ve ödem kontrolü (soğuk uygulama) hızlı bir rehabilitasyon programı için anahtardır. Rehabilitasyonda temel hedef EHA ve fonksiyonelliğin sağlanmasıdır. Değişik rehabilitasyon programları olmakla birlikte hangisinin daha etkili olduğu konusunda görüş birliği yoktur. Sürekli pasif hareket cihazının kullanımını savunan ve karşı olan görüşler bulunmaktadır.
Hemen tüm TDA'larda çimentolu sabitleme uygulandığı için cerrahiden hemen sonra tam ağırlık aktarımına izin verilmektedir.

Arka Çapraz Bağ Hasarı Sonrası Rehabilitasyon

Arka çapraz bağ, diz fleksiyona gelirken tibianın geriye kaymasını engelleyen en önemli yapıdır. Arka çapraz bağ hasarı olan hastalar ÖÇB hasarının aksine ayakta vücut ağırlığının taşındığı aktivitelerde sorun yaşamazlar. Daha çok oturur pozisyondan kalkma, çömelme ve merdiven çıkma gibi diz fleksiyonunu gerektiren aktivitelerde zorlanırlar.

Medial Kollateral Bağ Hasarı Sonrası Rehabilitasyon

Medial kollateral bağ hasarı ÖÇB yaralanmasından sonra dizde en sık karşılaşılan bağ hasarıdır.
Birinci ve ikinci derece yırtıklar ile AÇB veya ÖÇB hasarının eşlik etmediği 3. derece yırtıklarda MKB genellikle iyi bir şekilde iyileştiği için konservatif tedavi tercih edilir.
MCL yırtıklarının derecelendirilmesi

Menisküs Hasarı ve Rehabilitasyonu

Menisküs yırtıkları özellikle genç ve aktif kişilerde disfonksiyonun önemli nedenlerinden birisidir ve en sık karşılaşılan diz yaralanmasıdır. Çoğunlukla dize yansıyan döndürücü kuvvetlerle ve dizin hiperfleksiyon veya hiperekstansiyonda zorlanması sonucu gelişir, sıklıkla diğer bağ yaralanmaları ile birliktedir. Menisküsün bir parçasının veya tümünün kaybı diz biyomekaniğini önemli ölçüde etkiler ve yavaş ilerleyen kıkırdak hasarı ile erken osteoartrite yol açar. Bu nedenle menisküs hasarı sonrası kalan menisküsün olabildiğince korunmasına özen gösterilmektedir.

Romatoid Artritte Güvenli Anti-TNF Kullanımı

(BSR ve BHPR kılavuzları 2010 önerileri)
Enfeksiyonlar
Genel enfeksiyonlar
Öneri 1: Ciddi aktif enfeksiyon varlığında anti-TNF tedavisi başlanmamalıdır.
Öneri 2: Ciddi enfeksiyon varlığında anti-TNF tedavisine devam edilmemelidir, ancak enfeksiyon klinik olarak giderildiğinde tekrar başlanabilir.

Halluks Limitus ve Halluks Rijitus

ICD-10: M20.2 (Halluks rijitus)
Halluks limitus birinci metatarsofalangeal eklemin EHA'sının hafif veya orta derecede azalmasıdır. Halluks rijidus ise hareketin ciddi kısıtlanmasıdır.
solda başparmağın normal dorsofleksionu, ortada yürüme sırasındaki dorsofleksiyonu ve en sağda kısıtlı başparmak (halluks limitus)

Halluks Abdukto Valgus

ICD-10: M20.1
Halluks abdukto valgus birinci parmağın hipermobilitesi sonucu gelişen pozisyonel ve yapısal değişiklikler sebebi ile oluşur. Halluks abdukto valgus kötü ayak biyomekaniği nedeni ile gelişen bir durumdur.
Pronasyondaki ayakta peroneus longusun stabilitesi kaybolur ve başparmak dorsifleksiyon ve abduksiyona gelir. Bu, birinci ve ikinci metatarslar arasındaki intermetatarsal açıda artış oluşturur. Sonuçta birinci metatarsofalangeal eklem etrafında intrinsik instabilite gelişir ve fibular sesamoid laterale kayar, başparmakta lateral deviasyon oluşturur. Halluks abdukto valgus zaman içinde daha da kötüleşen progressif bir deformitedir. Hastanın birinci metatarsofalangeal ekleminin dorsomedial yüzünde ağrısı olabilir. Eklemin medial yüzünde eritem olabilir ve küçük bir bursa izlenebilir. Hastanın ayağı genelde azalmış ark yüksekliği ile birlikte pronasyon pozisyonundadır. Hasta hekime ayağındaki çıkıntının yakın bir zamanda, kısa bir süre içinde büyüdüğünü söyler.

12 Haziran 2012 Salı

Çekiç - Pençe Parmak

ICD 10: M20.4 (Çekiç parmak)
Çekiç parmak proksimal interflangial eklemlerin fleksiyon kontraktürüdür.
Pençe parmak ise hem proksimal, hem de distal interfalangial eklemlerin fleksiyon kontraktürüdür.
Travmalar, nöromusküler hastalıklar, dejeneratif hastalıklar, romatoid artrit bu deformitelerin başlıca sebeplerindendir. Yeterince uzun olmayan ve parmakları engelleyen ayakkabılardan kayaklanan mekanik basınç olayı şiddetlendirir. Ayakkabının kontrakte parmaklara sürtünmesi, ağrılı kornlar, kalluslar ve / veya ülserasyonlar ile sonuçlanabilir.

Tarsal Tünel Sendromu

ICD-10: G57.5
Tarsal tünel sendromu inflamasyon, dizilim değişiklikleri ve posterior tibial sinirin medial malleolün posterior ve inferior bölgesinde sıkışması sonucunda oluşur. Sinire basının olması orta ve arka ayakta zorlukla lokalize edilen semptomlara yol açar. Tuzak nöropatileri tipik olarak hareket sırasında ağrı yerine yanıcı nöraljik ağrı yaparlar. Tibial sinir veya dallarının fleksör retinakulum altında sıkışması sonucu oluşan bir tuzak nöropatisidir. Tibial sinirin tarsal tünelde sıkışabilecek dalları medial veya lateral plantar sinir, lateral plantar sinirin birinci dalı ve medial kalkaneal sinirdir. Diğer tuzak nöropatileri ile karşılaştırıldığında tarsal tünel sendromu oldukça ender görülür. Travma ve post travmatik değişiklikler, yer işgal eden lezyonların kompresyonu, sistemik hastalıklar, eklem yapsı veya deformitesi ile ilişkili biyomekanik nedenler ve idiyopatik nedenler etyolojide yer aldığı düşünülen olaylardır. Hastalar genellikle ayak tabanında ağrı ve paresteziden yakınırlar. Ağrı yanıcı tarzda olabilir, kramp veya ayak tabanında sertlik hissedilmesi de yakınmalar arasında olabilir. Semptomlar uzun süre ayakta durmak veya yürümekle artar. Tarsal tünel sendromu genellikle tek taraflıdır.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Post Travmatik Dirsek Kontraktürü

Post travmatik dirsek kontraktürü, eklem içi ya da eklem dışı nedenlerle oluşabilir. Eklem içi nedenler, artiküler düzensizlik, artiküler kartilaj kaybı, eklem yüzeyinde hipertrofik kallus oluşumu, eklem içi yapışıklıklar, fibrozis ve osteofitlerdir. Eklem dışı nedenler, cilt kontraktürleri, subkutan skar dokusu, kapsüler zedelenme, kollateral ligaman kontraktürü ve heterotopik ossifikasyondur.

Kübital Tünel Sendromu

ICD-10: G56.2
ulnar sinir
Kübital tünel sendromu, ulnar sinirin dirsek medialinde kübital tünel içindeki bası nöropatisidir. Karpal tünel sendromundan sonra ikinci sıklıkta görülen bası nöropatisidir.

Medial Epikondilit

ICD-10: M77.0
Golfçü dirseği olarak da adlandırılan medial epikondilit, humerusun medial epikondili üzerinde origosu olan el bileği fleksör ve pronator kaslarının tendonlarının kronik inflamasyonudur. Bu kaslar pronator teres, fleksör karpi radialis ve fleksör karpi ulnaristir. Lateral epikondilite göre daha seyrek görülmektedir.

Lateral Epikondilit

ICD-10: M77.1
Humerusun lateral epikondili üzerinde origosu olan el bileği ekstansör kaslarının tendonlarının kronik inflamasyonudur.

10 Haziran 2012 Pazar

Plantar Fasiitis

ICD-10: M72.2
Plantar fasya medial kalkaneal tuberesitastan başlayarak metatars kemiklerinin başlarına ayrı ayrı yapışan çok katlı fibröz bir aponörozdur.
Plantar fasiit, fasyanın özellikle kalkaneusa yapışma yerinde tekrarlayan mikrotravmalar sonucu oluşan bir aşırı kullanım yaralanmasıdır.

Morton Nöroması

ICD-10: G57.6
İntermetatarsal sinirler ana posterior tibial sinirin dalları olan medial plantar ve lateral plantar sinirlerin devamıdır. Tekrarlayan travmalar sonucu üçüncü intermetatarsal sinirin schwann kılıfında kollajenöz madde birikimi sonucu oluşan perinöral fibrozis nedeni ile sinirin genişlemesi Morton nöroması olarak adlandırılır.

Ayak Bileği Burkulması

En sık görülen yaralanmalardan biridir. Spor esnasında ya da düz olmayan bir yüzeyde yürüyüp koşma sırasında görülebilir.
Özellikle dış yan bağ yaralanması görülür. İç yan tarafta deltoid ligaman kuvvetli olduğu için yaralanma daha az görülür. En sık yaralanan bağ  anterior talofibuler bağdır.

Metatarsalji

ICD-10: M77.4
Metatars kemiklerinin başlarının bulunduğu ayağın plantar yüzündeki ağrıdır. Metatarsalji, metatars başları altındaki herhangi bir ağrının ifadesi için kullanılan genel bir terimdir. Bazen bu durum izole olarak bir metatars başını etkiler, bazen de romatoid artritte olduğu gibi birden fazla metatars başı ağrılı olabilir.
Metatarsların başlarında iç veya dış kaynaklı biyomekanik sorunların sonucunda yükün artmasına bağlı olarak oluşur.

Kemik Mineralizasyonuna Etki Eden İlaçlar

normal ve osteoporotik kemik
Kemik mineral homeostazisinin düzenlenmesi
Kemiğin iki ana fonksiyonu vardır: vücut için sert bir çerçeve oluşturmak ve kolay ulaşılabilen, hazır bir kalsiyum havuzu sağlamak. Her iki fonksiyonu yerine getirebilmek için de kemik yapımı ve yıkımı arasında uygun bir dengenin olması şarttır. Kemik yıkımı değişik fizyolojik işlemler için kalsiyum sağlamaktadır. Mineral rezorpsiyonu kemik yıkımı ile mümkün olur. Kemiğe sertliğini veren esas mineraller kalsiyum ve fosfattır. Bu minerallerin aşırı rezorpsiyonu kemik demineralizasyonu ile sonuçlanır, ve kemik kırığına zemin hazırlar. Kemik, sürekli olarak iç yapısını yeniden şekillendirir. Bu yeniden şekillenme işlemi değişen yük ve streslere uyum sağlamasını mümkün kılar.
Sonuç olarak kemik mineral içeriği ve mimarisi sürekli değişen dinamik bir yapıdır. Kemik yapımı ve yıkımı arasındaki denge lokal ve sistemik faktörlerin etkilediği kompleks bir olaydır. Özellikle birkaç hormon kemiğin şekillenmesini ve plazma kalsiyum düzeylerini kontrol eder.

8 Haziran 2012 Cuma

De Quervain Tenosinoviti

ICD-10: M65.4
Abdüktor pollisis longus ve ekstansör pollisis brevis tendonlarının el bileğinde birinci dorsal kompartman düzeyindeki stenozan tenosinovitidir. Sıklıkla 30-50 yaşındaki kadınlarda görülür.
Etyolojisinde tekrarlayıcı travma, aşırı kullanım söz konusu olup, örgü örme, piyano çalma, klavye kullanımı, golf oynama gibi uğraşıları olanlarda sıktır. Ayrıca romatoid artrit, psöriatik artrit gibi inflamatuar artritlerde ve hamilelikte de görülebilir. Hastanın başlıca semptomu, el bileğinin radial dorsal bölümünde ve başparmakta ağrıdır.

7 Haziran 2012 Perşembe

El Tendon Yaralanmaları

El yaralanmalarının önemli bir bölümünü tendon kesileri oluşturmaktadır. El ve el bileğinin volar yüzündeki kesilerde parmakların fleksör tendonları, dorsal yüzündeki kesilerde ise ekstansör tendonları etkilenir.
Tendon kesileri sonrası primer tamir, sekonder tamir, 2 aşamalı tendon rekonstrüksiyonu veya greftleme operasyonları uygulanabilir.
Tendon cerrahisi sonrası rehabilitasyonun hedefi, ödemin kontrolü, skarla mücadele, ağrı ve hipersensitivitenin tedavisi, uygun şekilde ortezleme, uygun egzersiz programı, onarılan tendon uçları arasındaki ayrılmayı ve rüptürü önlemek, günlük yaşam aktiviteleri için gerekli tendon hareketini ve tendon sağlamlığını oluşturmak, optimum tendon iyileşmesini oluşturmaktır.
Tendon cerrahisi sonrası tendon iyileşmesinde beslenme hem tendonla çevre doku arasındaki adezyonlardan kan ve hücre akımı ile, hem de tendon uçlarından epitenon ve endotenon yolu ile sinovyal sıvı akımı ile gerçekleşmektedir.
fleksör tendon zonları

6 Haziran 2012 Çarşamba

Karpal Tünel Sendromu

ICD-10: G56.0
Median sinirin el bileğinde, transvers karpal ligaman altındaki karpal tünelde basıya uğraması sonucu gelişen nöropatidir. KTS'li hastalarda intrakarpal kanal basıncı artmıştır. En sık görülen bası nöropatisi olup sıklığı genel popülasyonda %1-5, endüstriyel alanda %5-15 olarak bildirilmektedir. Etyolojisinde mesleki/uğraşsal tekrarlayan travmalar yanında diyabet, hipotiroidi, romatoid artrit, kronik renal yetmezlik, amiloidoz gibi sistemik hastalıklar, obezite, hamilelik ve radius distal uç fraktürleri yer almaktadır.
karpal tünel sendromunda tenar kaslarda atrofi görülür
Klinik bulguları
  • ilk üç parmakta ağrı,
  • uyuşma, 
  • özellikle geceleri belirgin olan parestezi yakınmaları, 
  • pozitif Tinel (el bileğinde median sinir üzerine hafifçe vurulması ile eğrı oluşması) ve Phalen (hasta el bileğini 30 saniye boyunca tam fleksiyonda tutup daha sonra serbest bıraktığında uyuşma hisseder) belirtileri, 
  • elin volar median bölgesinde duyu kaybı, 
  • tenar atrofi 
  • başparmak abdüksiyon ve opozisyonunda zayıflıktır.
karpal tünel sendromu için splint
Kesin tanısı elektronöromiyografi ile konur. Tedavide el bileği nötral pozisyonda el bilek istirahat ateline alınır. Elini kullanarak çalışan işçilerde yapılan bir çalışmada 6 ay süreyle geceleri istirahat ateli kullanılmasının KTS'de etkili olduğu ve etkinliğinin bir yıl sürdüğü gösterilmiştir. El bileğini aşırı fleksiyon, ekstansiyon şeklinde zorlayan hareketlerden, vibrasyon travmasından kaçınılır; el aktiviteleri modifiye edilir. Ultrason, lazer, sürekli düşük seviyeli ışık uygulaması gibi fizik tedavi modaliteleri uygulanabilir. Altta yatan sistemik hastalığın tedavisi önemlidir. Karpal tünel içine lokal kortizon enjeksiyonu sık başvurulan bir tedavi seçeneğidir. Yapılan çalışmalarda geçici rahatlama sağladığı bildirilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen klinik bulguları 1 yıldan uzun süredir devam eden; tenar atrofi, güçsüzlük, his kaybı şeklinde belirgin nörolojik defisitleri olan hastalarda cerrahi gevşetme operasyonu endikasyonu bulunmaktadır. Açık karpal tünel gevşetme uygulanan hastalarda el bilek ilk hafta atelde istirahate alınır. 2. haftada el yavaş yavaş günlük aktivitelerde kullanılmaya başlanır, aşamalı olarak EHA ve güçlendirme egzersizlerine başlanır.
Karpal Tünel Sendromu için enjeksiyon tekniği
Enjeksiyon yapılmadan önce proksimal el bilek kıvrımı ve palmaris longus tendonu palpe edilmelidir. Palmaris longus tendonu en iyi el bileği nötral pozisyonda tüm parmak uçları pinch pozisyonunda iken palpe edilir. Median sinir palmaris longusun radialinde ve bu tendonla fleksör karpi radialis tendonunun arasındadır. 1 ml celestone + 1 ml lignocaine'den oluşan enjektör hazırlanır. Giriş yeri işaretlenir. Alkolle temizlenir ve no touch tekniği uygulanır.
Enjeksiyon palmaris longus tendonunun hemen ulnar kenarında proksimal el bilek kıvrımından uygulanır.
İğne ucunun eğik kısmı sinire paralel olacak şekilde iğne deriden geçirilir, sonra derinin hemen altına az miktar sıvı enjekte edilir. 20-30 sn beklenir sonra hasta parmaklarını fleksiyon ve ekstansiyona getirirken iğne nazikçe ilerletilir, enjeksiyona devam edilir. Eğer sıvı ciltte şişlik yaparsa iğne, derin fasyanın dışında demektir. Eğer iğne parmak hareketleri ile hareket ederse tendonun içinde demektir ve geri çekilmelidir. Enjeksiyon yavaşça yapılmalıdır. Asla dirence karşı enjeksiyon yapılmamalıdır.
Eğer iğne obstrüksiyonla karşılaşır veya hastada parestezi görülürse iğne geri çekilmeli ve daha ulnara doğru yeniden yönlendirilmelidir.
Enjeksiyondan sonra birkaç gün istirahat uygundur, daha sonra normal aktivitelere dönülebilir. Gece ateli el bileğini korumak amaçlı önerilir.