30 Kasım 2014 Pazar

konsantrik

Lat: com- (beraber, ortak) + centrum (merkez) = concentricus
İng: concentric
Türkçe'deki farklı yazılışları: konsentrik
Tanım: Eş merkezli
Örnekler:
Konsantrik kasılma: Kas, kasılarak kuvvet üretirken aynı zamanda boyu kısalır. Kasın ürettiği kuvvet, ona direnç gösteren kuvvetten daha fazladır.
Biseps kasının konsatrik ve eksantrik kasılması
Zıt anlamlısı: eksantrik
Ayrıca bakınız: izokinetik, izometrik, izotonik

29 Kasım 2014 Cumartesi

eksantrik

Lat: eccentricus
İng: eccentric
Türkçe'deki farklı yazılışları: eksentrik, ekzantrik
Tanım: Dış merkezli, ayrıksı.
Örnekler:
Eksantrik kasılma: Kas kendi ürettiği güçten daha büyük bir gerime karşı kasılır, fakat büyük olan dış kuvvetin etkisiyle boyu kısalmak yerine uzar. Güçlendirme egzersizlerinde eksantrik ve konsantrik kasılmaların beraber planlanması, tek başına konsantrik kasılmalara göre daha etkilidir. Ancak eksantrik kasılmalarda egzersize bağlı kas hasarı riski daha fazladır.
Zıt anlamlısı: konsantrik
Ayrıca bakınız: izokinetik, izometrik, izotonik

WOMAC osteoartrit indeksi

İng: Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index
Tanım: Kalça ve/veya diz osteoartritinde bu durumlarla ilişkili disabiliteyi değerlendiren bir ölçektir. Ağrı, tutukluk ve fiziksel fonksiyon olmak üzere üç kısımdan oluşur. Toplam 24 madde içerir. Maddelerin puanlanması Likert skalasına göre yapılır. Likert skalasında 0'dan 4'e kadar puan verilerek ağrı ve zorlanma derecesi belirtilir. Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır (*).
PDF dosyası

afferent

Lat: ad (-e doğru) + ferre (taşımak)
İng: afferent
Tanım: Merkeze ya da bir organa doğru taşıyan.
Örnekler:
Afferent arteriyol: Böbreğin yapısında bulunan glomerüle kanı getiren arteriyol.
Glomerülün yapısı
Afferent lenf damarları: Lenf sıvısını lenf düğümüne taşıyan damarlar.
Lenf düğümünün yapısı, afferent ve efferent lenf damarları
Afferent sinir / nöron: Duyusal iletileri merkezi sinir sistemine taşıyan sinirler.
Afferent nöronlar periferden duyusal uyarıları alarak merkeze iletir.
Zıt anlamlısı: efferent

afoni

Lat: a- (yok) + phone (ses)
İng: aphonia
Tanım: Ses tellerini (vokal kordlar) kullanarak ses çıkaramama. Kişi fısıltı halinde, dil, diş ve dudaklarını kullanarak hafif sesler çıkarabilir. Vokal kordlardaki bir hasar, her iki rekürren laringeal sinirin tümör ya da cerrahi gibi bir nedenle yaralanması, histeri gibi psikiyatrik durumlar neden olabilir.
Sıfat hali: afonik
Ayrıca bakınız: afazi, disfoni, mutizm

agenezi

Lat: a (yok) + genesis (oluşum, orijin)
İng: agenesis
Tanım: Vücuttaki bir organın embriyolojik gelişim sürecinde oluşmaması.
Örnekler: 
Korpus kallozum agenezisi: Korpus kallozumun oluşmaması.
Müllerian agenezi: Uterus ve vajinanın bir kısmının oluşmaması.
Renal agenezi: Tek ya da her iki böbreğin oluşmaması.
Sakral agenezi (kaudal regresyon sendromu): Sakrum ve aşağı omurga kısımlarının kısmi ya da tam yokluğu. Alt ekstremiteler hipoplazik ya da paralize olabilir.
Sakral agenezili Spencer West, 2012 yılında sadece ellerini kullanarak Kilimanjaro dağına tırmandı.
Ayrıca bakınız: fokomeli

24 Kasım 2014 Pazartesi

adölesan

Lat: adolescere
İng: adolescence
Tanım: Pubertenin başlangıcından erişkinliğe kadar süren fiziksel ve psikolojik gelişme dönemi, delikanlılık. Puberte genelde kızlarda 10-11, erkeklerde ise 11-12 yaşlarda başlar. Fiziksel ve psikolojik gelişimin tamamlanması ise yirmili yaşları bulabilir. Üreme organlarındaki değişimler, büyüme atağı, bilişsel olgunlaşma bu döneme ait özelliklerdir.
Albert Einstein, 14 yaşında.
Örnekler: 
Adölesan idiyopatik skolyozu: Geç çocukluk ve adölesan dönemde ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen, omurganın yana olan anormal eğriliği.
Ayrıca bakınız: jüvenil

ağrı

İng: pain
Tanım: Yaralanma, hastalık ya da duygusal bozuklular nedeniyle vücudun herhangi bir yerinde duyulan hoş olmayan his. Vucuttaki bir hasarla ilişkili ya da ilişkisiz olabilir.
Örnekler:
Akut ağrı: 30 günden kısa süren ağrı hissi. Genelde aktif yaralanma, doku hasarıyla ilişkilidir.
Fantom ağrısı: Ampute edilmiş ekstremitede duyulan ağrı.
Kronik ağrı: 3-6 aydan daha fazla süren ağrı hissi. İyileşme için beklenen dönemden daha uzun süren ağrı olarak tanımlayanlar da vardır. Nosiseptif (ağrı reseptörlerinin aktivasyonu ile ilgili) ve nöropatik (sinir sisteminin disfonksiyonu ile ilgili) olarak ikiye ayrılabilir.
Nöropatik ağrı: Somatosensöriyel sistemi etkileyen hastalık veya yaralanmalarla ilişkilidir. Anormal duyular (dizestezi) ve normalde ağrı oluşturmaması gereken duyuların ağrıya yol açması (allodini) ile karakterizedir. Devamlı ya da epizodik olabilir. Uyuşma, iğne batması, karıncalanma, yanma, donma, elektrik çarpması gibi değişik şekillerde hissedilebilir.
Psikojenik ağrı: Mental, duygusal ya da davranışsal faktörlerle ilişkili ağrı türü. Ağrının olası tüm organik nedenleri dışlandıktan sonra bu tanı konulur. Somatoform ağrı da denilir.
Subakut ağrı: Çok sık kullanılan bir tabir olmamakla beraber kabaca 1-6 ay kadar süren ağrıları tanımlar.
Ayrıca bakınız: algoloji
Dış bağlantı: Ağrı ve ağrı mekanizmalarına güncel bakış

antagonist

Yun: anti- (karşı) + Lat: agonista (yarışmacı, mücadele eden)
İng: antagonist
Tanım: Kasılması ile bir hareketin oluşmasını engelleyen kas. Agonist, antagonist kasın kasılmasına direnç gösterir. Genelde bir hareket için agonist ve antagonist kaslar bulunur (antagonistik çiftler). Biri kasılırken diğeri gevşer. Bu kas çiftleri eklemin zıt taraflarında yer alır. Fleksiyon/ ekstansiyon, abduksiyon / adduksiyon gibi zıt hareketleri yaptırırlar.
Örnekler: Patella refleksinde kuadriseps kasılırken antagonisti hamstringler inhibe olur ve diz ekstansiyona gelir.
Zıt anlamlısı: agonist.

agonist

Lat: agonista (yarışmacı, mücadele eden)
İng: agonist
Tanım: Kasılması ile belli bir hareketin oluşmasını sağlayan kas. Agonist, antagonist kasın kasılmasına direnç gösterir. Genelde bir hareket için agonist ve antagonist kaslar bulunur (antagonistik çiftler). Biri kasılırken diğeri gevşer. Bu kas çiftleri eklemin zıt taraflarında yer alır. Fleksiyon/ ekstansiyon, abduksiyon / adduksiyon gibi zıt hareketleri yaptırırlar.
Dirsek fleksiyon ve ekstansiyonunda biseps ve triseps kasları antagonistik çift olarak çalışır.
Örnekler: Şınav esnasında gövdeyi yukarı kaldırırken dirsek ekstansiyonu için agonist kas triseps brakidir.
Zıt anlamlısı: antagonist.

akkiz

İng: acquired (edinilen, sonradan kazanılan)
Tanım: Doğuşta olmayan, sonradan kazanılan, edinsel. Günümüzde pek kullanılan bir kelime değildir, edinsel / edinilmiş tercih edilir.
Örnekler: Akkiz (kazanılmış, adaptif) bağışıklık sistemi.
Zıt anlamlısı: Doğuştan, konjenital

ailesel

İng: familial
Tanım: Aile ile ilişkili, bir ailenin farklı üyelerinde görülen veya görülme ihtimali olan durum, familyel. Herediter ile eş anlamlı kullanılabilir. Herediter ifadesi genetik geçişe daha çok vurgu yapmaktadır. Pek çok hastalık hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkar. Herediter bir durum ailesel geçiş göstermeyebilir (örneğin çocuk yaşta ölüme neden olan ya da kısırlığa yol açan bir hastalık).
Örnekler:
Ailesel adenomatöz polipozis koli (AAPC): Genetik geçiş gösteren, kalın bağırsakta yüzlerce polip oluşumu ile karakterize ve özellikle kırk yaşından sonra kolon kanseri riski oluşturan durum.
Ailesel Akdeniz ateşi: Herediter inflamatuar bir bozukluktur. Genelde 18 yaşından önce başlayan, 2-4 saat içinde ortaya çıkıp ve 6 saatten birkaç güne kadar uzayabilen ataklarla karakterizedir. Ataklarda karın ağrısı, ateş, eklem ağrıları, plörit, miyalji gibi bulgular görülür.
Ayrıca bakınız: herediter

ajan

Lat: agere (yapmak)
İng: agent
Tanım:  Bir etkiye neden olan ya da değişim yaratan madde ya da kuvvet.
Örnekler:
Fiziksel ajan: Hastalara uygulanan çeşitli formlardaki enerji ve gereçler. Sıcak, soğuk, elektrik akımları, ses dalgaları, traksiyon...
Kimyasal ajan: Belli bir etkiye yol açan molekül, kimyasal ürün, ilaç.

23 Kasım 2014 Pazar

kırılgan yaşlı sendromu

Lat: fragilitat (kırılganlık) + Yun: syndrome (uyuşma, birleşim)
İng: frailty syndrome
Türkçe'deki farklı yazılışları: frailty sendromu
Tanım: Yaşlılarda görülen, düşme, disabilite, hastaneye yatış ve mortalite ile ilişkili yaygın bir klinik sendromdur.
Kırılganlık döngüsü
Negatif enerji dengesi, sarkopeni, kuvvette azalma ve fiziksel efora toleransın azalması bu sendromun göstergeleridir. Kırılgan yaşlı sendromunda kişide günlük işlerin gerektirdiği stres durumlarına dayanıklılık yaşa bağlı azalır. Kavrama kuvvetinde azama, düşük enerji, yürüme hızında azalma, fiziksel aktivitede azalma, istenmeyen kilo kaybı sendromun özellikleridir. Osteoporoz eşlik edebilir.
Yaş arttıkça sıklığı artan bu durum kadınlarda ve düşük sosyoekonomik düzeylilerde daha fazla görülür.
Kırılgan yaşlı sendromu için risk faktörleri: Kronik hastalık olması (kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kronik böbrek hastalığı,depresyon, bilişsel bozukluklar), anemi, ateroskleroz, hormonal bozukluklar, obezite, D vitamini düşüklüğü.
Kırılgan yaşlı sendromu kriterine uyan kişilerin herhangi bir cerrahi sonrası komplikasyon yaşama ihtimali daha fazladır.
Tedavide beslenme desteği, vitamin desteği, fiziksel aktivite ve egzersiz yer alır. Daha önemlisi bu durum oluşmadan yaşlılıkla ilgili bilgilendirme yapılarak alınacak koruyucu önlemlerdir.
Ayrıca bakınız: sarkopeni
Dış bağlantı: Kırılgan yaşlıya yaklaşım

22 Kasım 2014 Cumartesi

kinezyofobi

Yun: kinesis (hareket) + phobos (korku)
İng: kinesiophobia
Tanım: Hareket etmekten korkmak. Çeşitli kronik ağrılardaki (bel ağrısı, baş ağrısı, fibromiyalji, kompleks bölgesel ağrı sendromu...) ağrı ile ilişkili disabilite ve endişelerin göstergesidir. Ağrı hissi, genelde vücuttaki bir hasarla ilgili olduğundan, ağrı duyan kişiler bu hissi ve vücutlarındaki hasarı arttıracağı endişesiyle hareket etmekten kaçınabilir. Oysa özellikle kronik ağrılarda, ağrı vücuttaki aktif bir hasarın göstergesi olmaktan çok santral sinir sistemiyle ilişkili bir duruma dönüşür. Böyle bir durumda hareket korkusu, immobilizasyona yol açarak kişinin genel durumunun kötüleşmesine (*) katkıda bulunur.
Kinezyofobinin değerlendirilmesinde Tampa ölçeği kullanılmaktadır.
Dış bağlantı: Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nin Türkçe versiyonu ve test-tekrar test güvenirliği

kuru iğneleme

İng: dry needling
Tanım: İpliksi çok ince iğnelerin (akupunktur iğneleri) cilt altına batırılması ile kas ağrılarının tedavi edildiği bir yöntemdir. Akupunktur ve kuru iğneleme teknikleri benzer özellikler taşır.
Tetik nokta kompleksinin şematik görünümü. CTrP: Santral tetik nokta. ATrP: Aksesuar tetik nokta.
Kuru iğneleme tabiri ilk olarak Dr Janet Travell'in "Miyofasiyal Ağrı ve Disfonksiyon" kitabında geçmiştir. Travell bu kitabında tetik nokta terapisinde kullandığı iki cilt altı iğne tekniğini tanımlamıştır. Biri lokal anestetik enjeksiyonunu içerirken diğeri herhangi bir ilaç içermeyen kuru iğne yöntemidir. Travell ipliksi akupunktur iğnelerini kullanmasa da günümüzde daha çok bu tip iğneler tercih edilmektedir. Hastalara fazla rahatsızlık vermemesi, sıkı kas düğümlerine daha kolay nüfuz etmesi, daha rahat kullanılması bunda etkili olmuştur.
Kuru iğnelemede herhangi bir ilaç verilmese de sadece iğnenin girişi analjezik etki oluşturabilmektedir.
Kuru iğnelemede ağrının kaynağı olarak palpe edilebilen tetik noktalar hedeflenir. Akupunkturda ise geleneksel meridyenler ve akupunktur noktaları hedeflenir.
Miyofasiyal ağrıda kasta kasılma gösteren tetik noktalar bulunur. Aşırı kasılan lifler ağrı döngüsüne yol açar. Tetik noktaya uygun kuru iğneleme lokal seğirme cevabı oluşturur. Seğirme cevabını ortaya çıkaran bir uygulama daha iyi analjezik sonuç verir.
İntramusküler stimülasyon adı verilen teknikte etkilenen kas yanında o kası inerve eden sinirin köken aldığı seviyedeki paraspinal kaslara da uygulama yapılır.
Yüzeyel kuru iğneleme tekniğinde iğne tetik noktanın üzerindeki bölgede ciltten sadece 5-10 mm kadar derine batırılır. İğne asıl tetik noktaya ulaşmasa da bu teknikle de başarılı sonuçlar bildirilmiştir.
Kuru iğnelemenin etkili olup olmadığını araştıran kaliteli bilimsel çalışma sayısı çok azdır. 
Ayrıca bakınız: akupunktur

21 Kasım 2014 Cuma

nöral terapi

İng: neural therapy
Tanım: Tamamlayıcı alternatif tıp yöntemlerinden biridir. Kronik ağrı ve hastalıkları tedavi etmek için vücuttaki belli bölgelere lokal anestetik enjeksiyonu yapılır. Lokal anestetik maddeler sinir liflerinin etrafına, skar dokularına, salgı bezlerine, tetik noktalara enjekte edilebilir.
İlk olarak 1925'te Alman cerrah Ferdinand Huneke tarafından o dönem yeni bir ilaç olan procaine kullanılarak uygulanmıştır. Nöral terapi uygulayıcıları normal kişide serbestçe dolaşan enerji akımları olduğuna inanmaktadır. Hastalık, yaralanma, stres, skar dokuları gibi nedenler bu akışı bozarak interferans alanları denilen dengesizliklere neden olur. Lenfatik akışın bozulması, elektriksel iletimin bozulması gibi durumların hastalıklara ve ağrıya yol açtığını, nöral terapinin bunları düzelterek etki ettiğini öne sürenler de vardır. Nöral terapi Almanya'da en sık başvurulan alternatif tıp yöntemlerinden biridir.
Skar dokuları tercih edilen enjeksiyon bölgeleri arasındadır
Nöral terapinin özellikle kronik ağrıları tedavi ettiği öne sürülmektedir. Ayrıca allerjik durumlar, baş ağrıları, artritler, astım, hormonal problemler, spor yaralanmaları, depresyon, menstrüel kramplar, cilt ve dolaşım problemleri gibi yüzden farklı durumda kullanılmaktadır.
Nöral terapi konvansiyonel tıptaki sinir blokajları ve lokal anestetik uygulamaları ile karıştırılmamalıdır. Nöral terapide uygulayıcı hastayı sorgulayarak şikayetinin nedenine karar verir ve sorumlu tuttuğu bölgeye enjeksiyon yapar. Bu bölge şikayetin olduğu yerden çok farklı bir yer olabilir. Enjeksiyonun amacı şikayete yol açtığı düşünülen enerji akışındaki tıkanmayı düzeltmektir. Enjeksiyonlar birkaç hafta süren seanslar şeklinde uygulanabilir. Bazen enjeksiyon ve ilaç kullanımı yerine belirlenen noktalara elektrik akımı ya da lazer uygulanması tercih edilebilir.
Nöral terapi üzerine bilimsel araştırmalar çoğunlukla Almanya kaynaklıdır ve kronik ağrıya etkisi üzerine yoğunlaşmıştır. Genel olarak bu yöntem bilimsel kabul edilmemektedir. Ağrı üzerine faydalı etkisi olabilir ancak diğer pek çok patolojik durumda etkisiz olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca bakınız: proloterapi
Dış bağlantı: Nöral Terapi Derneği

20 Kasım 2014 Perşembe

sarkopeni

Yun: sarx (et) + penia (yetersizlik, eksiklik)
İng: sarcopenia
Tanım: İskelet kas kütlesi, kalite ve gücünün yaşlanmayla ilişkili dejeneratif kaybıdır. 25 yaşından sonra her yıl kas kütlesinde %0.5-1 kayıp görülmektedir. 75 yaşından sonra sarkopeni sıklığı artar. Yaşlılardaki frailty (narinlik, zayıflık) sendromunun bileşenidir. Düşme ve kırıklarla ilişkilidir. Obez kişilerde sarkopeni daha fazla risk oluşturur. Sarkopeninin kaşeksiden farkı, altta yatan bir patoloji olmaksızın normal insanlarda görülebilmesi ve genelde bir rahatsızlık vermemesidir.
Sarkopeni bir hastalık ya da sendrom değildir. Hatta bir bulgu olarak bile kabulü tartışmalıdır. Bunun sebebi kas kütle, kalite ve gücündeki kaybın fizyolojik ve patolojik sınırlarının tam bilinmemesidir.
Sarkopenide kas atrofisi, kas liflerinin yerini yağ ve fibröz dokunun alması, nöromusküler bileşkelerde dejenerasyon, oksidatif stres gibi değişimler olur. Daha çok Tip 2 (hızlı) kas lifleri azalır. Sarkopeninin seyrinde gençken olan maksimum kas kitlesi ve sonraki kas kaybı hızı önem taşır. İnaktif hayat tarzı sarkopeni için risk oluştursa da, başka nedenler de etkili görünmektedir. Yaş ile sinir sistemindeki değişimler, hormonal değişimler rol oynayabilir.
Tanıda DXA ile yağsız vücut kitlesi ölçümü kullanılabilir. Yürüme hızı (0.8 m/s'nin altı anlamlı) ve el kavrama kuvveti diğer kriterlerdir.
DXA ile kemik (solda) ve yumuşak doku (sağda) görüntüleri. Apendiküler yağsız kütle ölçümü, kol ve bacaklardan, yağ ve kemik sinyalleri dışlanarak yapılır.
Solda normal, sağda sarkopenik bir bireyin uyluk bölgesinden transvers kesit MR görüntüsü 
Tedavide güçlendirme egzersizleri önerilir. Onaylanmış bir ilaç tedavisi yoktur.
Sıfat hali: sarkopenik. Ör: sarkopenik kişiler
Ayrıca bakınız: kırılgan yaşlı sendromu, kaşeksi

sinüs tarsi sendromu

İng: sinus tarsi syndrome
Tanım: Ayak bileğinin anterolateral kenarında ağrı ve hassasiyetle karakterize bir durumdur. Sinüs tarsi ayak bileğinin dış kenarında talus ve kalkaneus kemikleri arasındaki küçük bir açıklıktır.
Sinüs tarsi, "ayağın gözü" olarak da bilinir.
Dansçılarda, voleybol ve basketbol oyuncularında, aşırı kilolularda, düz taban ve hiperpronasyon deformiteleri olanlarda görülebilir. Ayak burkulmasından sonra ortaya çıkabilir. Ayak bileğinin ön dış kısmında geçmeyen ağrısı olan atletlerde sinüs tarsi sendromundan şüphelenilmelidir. Kişi toprak, çimen gibi düzgün olmayan yüzeylerde ayak bileğinin dönmesinden şikayet edebilir. Subtalar eklemin aşırı hareketi sonucu subtalar eklemde sinovit ve oluşan fibrotik dokunun sinüs tarsiyi doldurması, bu klinik durumun nedeni olarak kabul edilmektedir.
Solda sinüs tarsi sendromlu, sağda normal ayak. Koronal kesit T1 ağırlıklı MRI.  Solda sinüs tarsi hipointens, normal yağ dokusu kaybolmuş.
Solda sinüs tarsi sendromlu, sağda normal ayak. Sagital kesit T1 ağırlıklı MRI.  Solda sinüs tarsi hipointens, normal yağ dokusu kaybolmuş.
Muayenede sinüs tarsi bölgesinde lokalize hassasiyet, subtalar eklemin pronasyon ve supinasyon hareketlerinde instabilite mevcuttur. Direkt grafi, BT ya da MR görüntüleme yapılabilir. Direkt grafide talus ve kalkaneus kemiklerinin birbirine bakan yüzlerinde düzensizlik görülebilir. MRI en faydalı bilgiyi sağlar. Sinüs tarsiye lokal anestezik yapılması ile ağrının geçmesi de tanı koydurur.
Sinüs tarsi sendromunda kortikosteroid enjeksiyon yeri
Tedavide NSAİİ, ayak bileğine destek sağlayan ayakkabılar, istirahat önerilir. Fizik tedavi ajanları, özel yapım ortezler, steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Nadiren cerrahi gerektirebilir.

19 Kasım 2014 Çarşamba

tarsal koalisyon

İng: tarsal coalition
Tanım: Ayağın topuk kısmındaki iki kemik arasında anormal bir bağlantı gelişmesi durumudur. Bu anormal bağlantı kemik, kıkırdak ya da fibröz doku yapısında olabilir. 100 kişiden birinde mevcuttur. Vakaların yarısında her iki ayak da etkilenir. Hiçbir bulgu vermeyebileceği gibi hareketi kısıtlayarak tek ya da her iki ayakta ağrıya yol açabilir.
Tarsal kemikler
Tarsal kemikler kalkaneus, talus, naviküler, kuboid ve kuneiform kemiklerdir. Bunlar ayak bileğinin normal fonksiyonlarına uygun yapıdadır. Anormal bağlantılar biyomekaniği bozar. Kalkaneo-naviküler ve talokalkaneal birleşmeler olguların %90'ını oluşturur.
Tarsal koalisyon fetal gelişim sırasında kemiklerin düzgün oluşmamasına bağlı oluşabilir. Daha nadir olarak enfeksiyon, artrit, geçirilmiş travma sonucu meydana gelebilir.
Solda normal ayak. Sağda talus ve naviküler kemiklerde birleşme görülüyor.
Doğuştan bu duruma sahip kişilerde ilk belirtiler kemikler olgunlaşınca, yani 9-16 yaşlarında görülür. Bazen şikayetlerin başlaması erişkinliğe sarkabilir. Ayakta dururken ya da yürürken topukta ağrı, bacaklarda yorgunluk hissi, bacakta kas spazmı, yürürken ayağın dışa dönmesi, topallama, ayak bileğinde tutukluk, düz taban gibi belirtileri olabilir. Tanıda öykü yardımcı olur. Direkt grafi çekilir.
Düz taban görülebilir. Tarsal koalisyondaki düz taban, parmak ucunda yükselme ile düzelmez.
Tedavide NSAİİ ağrıyı azaltmada kullanılır. Masaj, EHA egzersizleri, ultrason gibi fizik tedavi seçenekleri faydalı olabilir. Etkilenen ekleme kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir. Eklemi destekleyen splintler kullanılabilir. Şikayetlerin çok fazla olduğu durumlarda, istirahat, koltuk değneği gibi araçlarla ekleme binen yükü azaltmak önerilebilir. Bunlarla şikayetler geçmezse cerrahi gündeme gelir.
Talus ve kalkaneus arasında birleşmeyi gösteren BT kesiti

snapping skapula

İng: snapping scapula syndrome, scapulocostal syndrome, scapulothoracic syndrome
Türkçe'deki farklı yazılışları: kütleyen skapula sendromu
Tanım: Kürek kemiği (skapula) üzerinde ve çevresinde, kaburgalar ve omurgaya doğru olan bölgede gıcırdama, kütleme ya da öğütme hissi olmasıdır. Normal skapulotorasik mekanizmanın bozulması sonucu ortaya çıkar. En sık olarak kollarını baş üstüne sık sık kaldırma ya da bir şeyler fırlatma öyküsü olan genç, aktif kişilerde görülür. Tekrarlayan hareketlere bağlı omuz kuşağı veya göğüs duvarı civarında oluşan bursitler bu şikayete yol açabilir. Skapulanın altında bulunan subskapularis kasının atrofisi, skapulanın göğüs kafesine çok yaklaşmasına neden olarak , kol / omuz hareketleriyle beraber sürtünme veya çarpma hissi yaratabilir. Kaburga ya da skapula kırıkları düzgün iyileşmezse anormal kemik çıkıntılara yol açıp kütleyen skapula sendromuna neden olabilirler.
Tedavide subskapular kası güçlendirecek egzersizler önerilir. NSAİİ reçete edilebilir. Kortikosteroid enjeksiyonları yapılabilir. Konservatif tedaviye yanıtsız durumlarda, örneğin skapuladaki anormal bir kemik çıkıntı sürtünmeye yol açıyorsa cerrahi uygulanabilir.
Ayrıca bakınız:
snapping hip (kütleyen kalça)

kruris

Lat: cruris, crur
İng: leg, crus, shank (bacak)
Türkçe'deki farklı yazılışları: cruris
Tanım: Alt ekstremitenin diz ve ayak arasında kalan kısmı, bacak.
Örnekler: 
Kruris grafisi: Tibia ve fibulayı gösteren grafi.
Kruris A-P grafi
Kruris lateral grafi
Ayrıca bakınız: femoris

a-

Tanım: Latince'de "-sız / -siz", "dışı", "ters", "yok" anlamlarını veren ön ek. Kökün önünde ab-, an- şeklinde de bulunabilir.
Örnekler:
abduksiyon: Orta hattan uzaklaşma hareketi
afazi: Beyindeki bir hasar nedeniyle oluşan konuşma bozukluğu, konuşamama.
afoni: Ses çıkaramama. Vokal kordlardaki bir bozukluktan ya da histeri gibi psikolojik sorunlardan kaynaklanabilir.
agenezi: Embriyolojik süreçte bir organ ya da vücut kısmının gelişmemesi.
anestezi: Ağrı hissinin lokal ya da genel olarak kaybı.
anormal: Normal dışı.
atipik: Tipik olmayan.

Hill-Sachs lezyonu

İng: Hill-Sachs lesion (Harold Arthur Hill ve Maurice David Sachs isimli ABD'li radyologların adından)
Hill-Sachs lezyonu
Normal omuz grafisi
Tanım: Humerus başının posterolateralindeki kortikal çöküntüdür.
Omuzun anterior dislokasyonlarında, glenoidin anteroinferior kenarına humerus başının şiddetle çarpması sonucu oluşur. Omuz instabilitesi olan kişilerde (subluksasyon ya da dislokasyonlarda) görülme sıklığı %40-90'dır. Tekrarlayan olaylarda bu oran %100'e yaklaşır. Omuz dislokasyonunun spesifik bir bulgusu olduğundan eklem daha sonra normal dizilimine dönmüş olsa da Hill-Sachs lezyonu'nun varlığı, geçirilmiş dislokasyonu gösterir. Bankart lezyonu ile genelde bir arada bulunur.
Omuzun anterior dislokasyonu sırasnda Hill-Sachs lezyonunun oluşumun mekanizması
Kol iç rotasyondayken çekilen omuz A-P grafileri lezyonu gösterebilir fakat %80 olguda direkt grafiyle anlaşılamaz. Buna karşılık USG'nin sensitivitesi %95'lerde bulunmuştur. MRG ya da BT ile de lezyon gösterilebilir. Eğer lezyonla ilişkili ağrı, hareket kısıtlılığı gibi şikayetler varsa cerrahi uygulanabilir. Özellikle genç atletlerde cerrahi tedavi ön plandadır.

18 Kasım 2014 Salı

Bankart lezyonu

İng: Bankart lesion (İngiliz cerrah Arthur Sidney Blundell Bankart'ın adından).
Tanım: Omuzun öne dislokasyonu sonucu glenoid labrumun ön kısmında olan yaralanmadır. Glenoidin ön kısmında humerus başının disloke olabileceği bir cep oluşur. Sıklıkla humerus başının arka kısmının hasarı olan Hill-Sachs lezyonu eşlik edebilir. Sadece labrumun glenoidden ayrılması şeklinde olabileceği gibi, skapuladaki glenoid kavitenin anteroinferiorunda kırık da eşlik edebilir. Kırık varsa kemikli (bony) Bankart denir.
Omuzu oluşturan kemik yapılar ve glenoid
Bankart lezyonu voleybol, hentbol, tenis oynayan sporcularda, kolunu başının üzerine sık kaldırarak çalışan kişilerde görülebilir. Hill-Sachs lezyonu yine anterior omuz dislokasyonu ile ilişkili bir durum olup eşlik edebilir.
Artroskopide Bankart lezyonu
Lezyon omuz MRG'de ya da artroskopide görülebilir. Kemikli Bankart direkt grafide de tanınabilir. Cerrahi tedavi, instabilitenin tekrarlamasını önlemede konservatif tedaviye göre daha başarılıdır. Cerrahi sonrası rehabilitasyon programı uygulanmalıdır.
Rehabilitasyonun birinci fazında omuz askısıyla immobilizasyon, ilk 4 hafta 20 derece abduksiyon ve 40 derece internal rotasyona kadar kısıtlı aktif hareket. Eksternal rotasyon hareketi rekürrense yol açabileceğinden yapılmaz. 14. günden sonra ağrı sınırında pasif hareketler yapılabilir. İzometrik egzersizler, kapalı kinetik zincir egzersizleri ile kas güçlendirme yapılır.
İkinci fazda pasif EHA arttırılırken aktif asistif egzersizlere yoğunluk verilir. Elastik bantlar ve dambıllarla açık kinetik zincir egzersizlerine geçilir. Kapalı kinetik zincir egzersizleri devam eder. Normal pasif EHA'ya ulaşılınca faz 3'e geçilir.
Faz 3'de hedef normal aktif EHA'ya ulaşmaktır. Zaman içinde direnci artan dinamik egzersizler ile günlük yaşam aktivitelerine tam dönüş sağlanır.
Kemikli Bankart